Rüya Kent: İznik

İznik, her avuç toprağı binlerce yıldır kültür kalıntıları ile yoğrulmuş, dünyada eşine az rastlanan ve bütünüyle "açık hava müzesi" olan tarihi ve antik bir şehirdir. Yaz kış demeden, adeta bereket saçan verimli toprağı, kendine özgü iklimi ve doğal güzelliği nedeniyle, tarihin her döneminde insanlığın ilgi odaklarından biri haline gelmiştir.

İznik'in tarih öncesi çağlardan beri iskan gördüğünü ve çok eski bir tarihte kurulduğunu çevresindeki Prehistorik buluntulardan ve yörede bulunan bol miktardaki höyüklerden anlamaktayız. İznik, Makedonya Kralı Büyük İskender'in kumandanlarından Antigonius Monophthalmos tarafından M.Ö. 316'da kurulmuş ve "Antigonia" adını almıştır. Makedonya imparatoru Büyük İskender'in mirasçıları, General Antigonius ve General Lysimakhos, İmparatorluğu egemenlikleri altına almak için birbirleri ile savaştılar. Lysimakhos, M.Ö. 301'de Antigonius'u mağlup etti ve kenti yönetimi altına alarak, o dönemin geleneklerine göre kente sevgili karısının adı olan Nikaia adını verdi.

M.Ö. 293'te Bitinya Krallığına bağlananan kent, Kral I.V. Nikomedes'in ölümünden sonra vasiyeti üzerine Roma İmparatorluğuna bağlanmıştır.

İznik, Hristiyan alemi açısından da ayrı bir öneme sahiptir. Zira ilk ekümenik konsil, M.S. 325 tarihinde 218 piskoposun katılımıyla burada yapılmış ve Hristiyanlık dinine hayat veren ve "İznik Yasaları" adıyla bilinen 20 maddelik karar Senatüs Sarayında alınmıştır. VII. ve son Ekümenik Konsil 787 tarihinde İznik'teki Ayasofya Kilisesi'nde yapılmıştır.

Selçuklular, XI. yüzyılın sonlarında Bizans içlerine kadar yürüdüler. Kutalmışoğlu Süleyman Şah, 1075'de Nicaea'yı aldı ve 1080 yılında Selçuklu devletinin başkenti yaptı. Adını da Nicaea'nın izi anlamında "İznik" olarak değiştirdi. Böylece İznik, Anadolu'da ilk Türk başkenti oldu. 600.000 kişilik I. Haçlı Ordusu Godefroy De Bouillon'un başkomutanlığında 1097 mayısında İznik'i kuşattı. Çetin savaşlardan sonra Türkler 1097 haziranında şehri Bizanslılara teslim ederek yağmalanmasını önlediler.

Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk dönemlerinden itibaren İznik, ilgi çekici bir merkez olarak hep fethedilmek İstendi. Osman Bey zamanında bu önemli kenti ele geçirmek amacıyla seferler düzenlenmişse de, İznik ancak Sultan Orhan Bey (1326-1362) zamanında 1331 tarihinde fethedildi. Böylece İznik 234 yıllık bir aradan sonra yeniden Türk idaresine girmiş oluyordu. Osmanlı dönemiyle canlanmaya başlayan kent, sanat, kültür ve ticaret merkezi oldu.

Dört imparatorluğa başkentlik yapmış bu eşsiz kent, tarihi ve yeşil dokusu, zeytinlikleri, bağları, bahçeleri, gölü ile adeta bir cenneti andırmaktadır.

Yeşil Camii

Erken Osmanlı döneminin tek kubbeli camileri arasında en görkemlilerinden olan, İznik'in sembolü ve en muhteşem kültür varlıklarımızın başında gelen Yeşil Cami, adını yeşil çinili ve tuğlalı minaresinden almıştır. Yapımı 1378'de Çandarlı Halil Hayrettin Paşa tarafından başlatılmış, ölümü üzerine oğlu Ali Paşa 1391'de tamamlatmıştır. Mimarı Hacı Musa'dır. Mermerlerden yapılmış caminin mihrabında görülmeye değer zengin bir taş işçilik vardır. Uzunlamasına dikdörtgen biçimindeki iç mekânı kubbe ve tonozlarla örtülüdür. Kubbesi 10.5 metre çapında ve kuşunla kaplıdır. Eşsiz minaresi caminin sağ köşesinde yer alır. Gövdesi mavi ve yeşil renkli çinilerle zikzaklı mozaik tekniğiyle bezenmiştir.

Ayasofya Müzesi (St. Sophia)

Ayasofya Müzesi, şehrin tam ortasında kentin dört kapısına ulaşan yolların kesiştiği noktada yer almaktadır. M.S. VII. yüzyılda Romalılar tarafından yapılan Gimnasium üzerine Bizans çağında yapıldığı tahmin edilmektedir. XI. yüzyıldaki depremden sonra yenilenmiştir. Üç sahınlıdır. Orhan Gazi tarafından 1331 yılında camiye dönüştürülen yapı, Kanuni döneminde Mimar Sinan tarafından yapılan büyük değişikliklerle yenilenmiştir. 1935 ve 1953 yılında gerçekleştirilen onarım sırasında, renkli taşlardan taban mozaikleri ve Sythronon'u ortaya çıkartılmıştır. Apsisin yanındaki odaların içinde freskolar vardır. M.S. 787 yılında (24 Eylül-23 Ekim) VII. Ekümenik Konsil bu binada toplanmıştır.

Surlar

İznik'in çevresini beş kenarlı çokgen şeklinde kuşatan 4 ana (İstanbul Kapı, Yenişehir Kapı, Lefke Kapı, Göl Kapı) ve 12 tali kapısı bulunan surlar, 4970 metre uzunluğundadır. İznik'in iki ana caddesinin kesiştiği noktadan bakıldığında, 4 ana kapı görünür. Yüksekliği 10-13 metre arasında değişen surlarda, yuvarlak ve kare şeklinde 114 burç bulunmaktadır. Helenistik dönemde inşa edilmeye başlanan surlar, Roma ve Bizans dönemlerinde yapılan yeni ilavelerle günümüzdeki şeklini almıştır. Depremler, fiziki etkenler ve saldırılar (kuşatmalar) nedeniyle zaman zaman zarar gören surlar ya yeniden yapılmış ya da onarım görmüşlerdir.

Dikilitaş (Obeliks)

Kentin 5 km. kuzeyinde bağ ve bahçeler arasında yükselen bu mezar anıtı, Eski Roma Yolu üzerindedir (Elbeyli Kasabası}. "Dikilitaş", "Nişantaşı" ve "Beştaş" adlarıyla da bilinmektedir. M.S. I. yüzyılda C. Casius Philiscus adlı varlıklı bir Bithynialı anısına yapıldığı üzerindeki Hellence kitabeden anlaşılmaktadır. Dikdörtgen prizma bir kaide üzerinde beş adet üçgen prizma mermer blokun üst üste konulmasıyla inşa edilen obelisk, 12 metre yüksekliktedir. Anıtın tepesindeki altıncı taşın üzerinde vaktiyle bir kartal ya da zafer tanrıçası Nike'nin olduğu sanılmaktadır. Anıtın bir yönünde Philiscus'un heykelinin bulunduğu kalan izlerden anlaşılmaktadır.

Antik Roma Tiyatrosu

İznik Antik Tiyatrosu şehrin güneybatısında, göl kıyısı ile Yenişehir kapı arasında geniş bir alana inşa edilmiştir. Kuzeybatı Anadolu'nun ayakta kalan ve en görkemli arkeolojik yapıtı olan tiyatro, Roma İmparatoru Trajanus döneminde M.S. 98-117 yıllar arasında Bithynia Prokonsülü (Valisi) Plinius'un çabalarıyla yapılmıştır. Antalya Side Tiyatrosu gibi düz araziye yapılmış nadir ve görkemli yapılardan biridir.

İznik Çinisi

Bin yılı aşkın bir geçmişe sahip olan Türk Çini Sanatının tarihi, ilk müslüman Türk Devleti olan Karahanlılar'a kadar dayanmaktadır.
Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları çiniyi mimari süslemelerde sıkca kullanmış Anadolu Selçuklu Devleti'nin dağılmasından sonra, çini sanatında Osmanlı Devleti'nin kuruluşuyla yeni bir dönem başlamıştır.
XV-XVII yüzyıllar arasında Osmanlı mimarisinde İznik Çinisi önemli bir dekoratif unsur olarak kullanılmış ve büyük bir gelişme göstermiştir. Çini, cami, mescit, medrese, imaret, hamam, saray, köşk, çeşme, sebil, kütüphane gibi çeşitli eserlerde geniş bir kullanma sahası bulmuştur. Türk mimarisinde ve süsleme sanatlarında çininin yeri büyüktür. Binanın ihtişamı ve güzelliği süslemeleri ile önem kazanır. Süsleme unsurları o yapının sanat değerini ve estetik güzelliğini arttırarak kalıcı olmasını sağlar.

Nilüfer Hatun İmareti (İznik Müzesi)

Bugün müze olarak kullanılan bu çok değerli ve önemli yapı 1388 yılında I. Murat tarafından annesi Nilüfer Hatun anısına inşa ettirilmiştir. Binanın planı ters T harfi şeklindedir. Bina bir kat küfeki taşı, üç kat tuğla sistemiyle inşa edilmiş olup, zengin ve renkli bir taş ve tuğla işçiliğine sahiptir. 19. yüzyılın sonlarına kadar imaret işlerini sürdüren yapı, Kurtuluş Savaşı'nda Yunan işgali esnasında büyük ölçüde tahrip olmuştur. 1960 yılında restore edilen Nilüfer Hatun İmareti, aynı yılın ağustos ayında müze olarak halkın hizmetine açılmıştır. Müzede, İznik ve çevresinden çıkarılan arkeolojik buluntular ile Ilıpınar, İznik Roma Tiyatrosu ve İznik'teki çini fırınları kazılarından çıkarılan eserler sergilenmektedir. Müze bahçesinde Yunan, Roma, Bizans ve Osmanlı eserleri (sütun başlıkları, lahitler, kabartmalar, korkuluk levhaları, ambonlar, siterler, yazıtlar, çörtenler, sütun tanburları, vaftiz havuzları, pişmiş toprak levhalar ve mezar taşları) yer alır.

Süleyman Paşa Medresesi

Süleyman Paşa Medresesi, bilinen en eski Osmanlı medresesidir. İznik'i kültür merkezi yapan medreselerden sadece bir tanesi olup, Rumeli fatihi olarak bilinen Orhan Gazi'nin oğlu Süleyman Şah tarafından 1332 yılında yaptırılmıştır. Avlulu medreselerin de ilk örneğidir. Binada 11 hücre, bir dersane ve bunları örten 19 kubbe mevcuttur. Medrese açık avlulu ve "U" planlıdır. Bu eşsiz güzellikteki yapı, restore edilerek "Çiniciler Çarşısı ve Eğitim Merkezi" olarak hizmete açılmıştır.

Hypoge (Yeraltı Mezarı)

Hipoje, Elbeyli kasabasının Hesbekli mevkiinde M.S. IV-V. yüzyılda yapıldığı anlaşılan benzersiz bir yeraltı mezar odasıdır. Üzeri bir tonozla örtülüdür. Tavan ve duvarları bitkisel ve geometrik motifler ile hayvan figürlerinden oluşan fresklerle dekorludur. Fresk tekniğinde yapılmış Bizans resim sanatının en güzel anıtsal örneklerinden biri olup, Hristiyan dini motiflerinin sembolik bir anlayış ile betimlenmesi bakımından önemli bir eserdir. Hipojeyi ölümsüzleştiren iç duvar yüzlerinin ve tonozun çok renkli fresklerle kaplı olmasıdır. Çeşitli renklerdeki tabii boyaların kullanıldığı freskler yapıldığı günün canlılığını korumaktadır.

Dört Tepeler Tümülüsü (Merdivenli Kaya)

Elbeyli mezarlığı içinde yer alan Tümülüs'te iki anıt mezar bulunmaktadır. İlk mezar yol kenarındandır. Dromoslu dikdirtgen mezar odası ile iki yanında iki klinesi bulunmaktadır. Diğer mezar ise beyaz mermerden yapılmış mezar odası ile kabataş ve ağaçlarla örtülü dromosudur. Roma dönemine aittir.

Berberkaya Mezar Anıtı (Kral Mezar Taşı)

Kentin doğusundaki Abdülvahap Tepesi'nin güneybatı yamacındadır. Tek bir kaya kütlesinden yontularak yapılmış, büyük bir oda biçiminde mezar anıtıdır. Zemininde mezarlar yer alır. İznik'te Helenistik çağa ait tek eserdir. Üçgen alınlıklı, kırma çatılıdır. Üzerinde sade işçilikli dekoratif bezemeler, silmeler ve kabartma kalkan göbeği gibi motifler vardır. Yöre halkının "Berber Kaya" olarak adlandırdığı devasa boyuttaki bu anıt mezarın Bithynia Kralı II. Prusias (M.Ö. 185-149) için yapıldığı söylenir.

Kırgızlar Türbesi

Yenişehir Kapı dışında surlardan 250 m. ileride İznik-Yenişehir asfaltının sağındadır. İznik'in Türkler tarafından fethi sırasında yararlılıklar gösteren Kırgız Türklerinin anısına, Orhan Gazi tarafından 1331 tarihinde inşa ettirilmiştir. İçinde yedi büyük ve bir çocuk lahdi bulunmaktadır. Türbe, mimarisi ile kalem işi süslemeleri bakımından büyük değer taşır.

Abdülvahap Sancaktari Türbesi (Bayraklı Dede)

İznik, Bizanslıların elinde iken şehri kuşatan İslam ordusundan Abdülvahab adındaki bir kişiye ait olduğuna inanılan bu yatır, kentin doğusundaki şehre ve göle egemen tepededir. Türbe kitabesizdir. Söz konusu şahsın VIII. yüzyılda kuşatma esnasında İslam ordularına büyük yararlılıklar gösterdiği kabul edildiğinden Türkler, İznik'i aldıktan sonra anısına bir türbe yaptırmışlardır. Abdülvahab, efsaneye göre VIII. yüzyılda yaşamış bîr sancaktardır. İslam orduları İznik'i kuşatırken şehit düşmüştür. Türbeye bayraklar asılmakta, adaklar adanmaktadır. Bu nedenle türbe halk arasında "Bayraklı Dede" olarak da anılır.

İznik Gölü

Marmara Bölgesinin en büyük, Türkiye’nin ise beşinci büyük doğal gölü olan İznik Gölü, tektonik bir tatlı su gölüdür. Yüzölçümü 303 km2'dir. Kuzeyinde Samanlı dağları, Güneyinde Gemiç ve Avan dağları sıralanmıştır. Doğu Batı yönnünde 32 km'dir. Genişliği ise 20 km kadardır. Gölün en derin yeri 65 metredir. Denizden yüksekliği 85 metredir. Suyu tatlıdır. Gölde; yayın, sazan, kerevit avı yapılır. Eşsiz güzellikteki İznik Gölü'nün kıyısına oturup, mis gibi göl havasını ciğerlerinize çekip, dalgaların huzur veren hışırtıları eşliğinde izleyeceğiniz günbatımını başka hiç bir yerde bulamayacaksınız.

daha fazla fotoğraf için tıklayınız